|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ziyretçi istasistiği
Online: 11
Bügun: 418 Dün: -
01.07.2003'den beri Toplam: 10.979
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| 1
| 2
| 3
| 4
| 5
| 6
| 7
| 8
|
 | | | | | | | |
|
|
Alevilik Nedir ?
Hak Muhammed Ali Ehlibeyit, On Iki Imamlar yoludur Bu inanci , Hüsniye, Lokmani Perende, Pir Ahmet Yesevi, Daru Mansur, Hünkar Haci Bektasi Veli, Pir Sultan, Yunus, Baba Ishak,Sah kulu , Karaca Ahmet gibi Pirler temsil etmis ve Anadolu`da yaymislardir. Bu inanci kabul edenlere de Alevi denir.Bu inancin en önemli kurumlarindan biri Pirlik( Dedelik) müesesidir.
Pir( Dede)
Alevi inacini benimsemis her kisinin Piri, Rehperi ve Mürsüdü vardir. Pir, Rehper, Mürsüd Alevi inancindan belli Ocaklardan gelir. Her önüne gelen Pir Rehper Mürsüd olamaz. Pir , yilda en az bir defa talibin evine gider. Talibin durumunu ihtiyacini sorar, yardimci olur, küskün dargin varsa; baristirilir. Dualari verilir ve talipte Pir`in ciraligini verir, Pir geri döner. Alevi inancinda Pir olmazsa Alevilik köksüz , dalsiz ve budaksiz kalir. Pirin olmadigi yerde, kendisini yetistirmis, toplumun ihtiyaclarina yanit verebilcek talip varsa, Pirden destur olmak sartiyla inanca önderlik yapabilir. Günümüz sartllarinda artik Pir talibin evine pekde nadir gider. Alevi inanci artik derneklerde yasaniyor. Artik dernekte posta oturan dede herkesin dedesidir.
Günümüz kosullarinda belli bir ocaktan gelmelerine ragmen Pir görevini yapmayan veya yeterli olmayan bir hayli Pir vardir ki, onlarin ocaklarina saygi duyuyoruz, ama birakin sorumlulugunu yerine getirmeyi, inanca zarar bile veriyorlar.
Talip
Pir`siz Alevilik nasil olmuyorsa; Talipsiz Pir de olamaz. Kendisine Aleviyim diyen kisinin önce Talip olmasi gereklidir. Talip olarak bir Ocaga bagli olamasi yani Piri olmasi gereklidir.
Inanca göre Pir`in daha etkin olmasi talibe baglidir.Talip talipligini , Pir`de pirligini yaptigi zaman hic bir Alevinin mahkemeye bile gitmesine gerek kalmaz.
Islam Ici ve Islam Disi Tartismalari
Alevilerin bir araya gelip örgütlenmesinden korkanlar, Bagimsiz Alevi cizgisinden rahatsiz olanlar, Alevi örgütlülügünü kendi kontrollerine almak isteyenler ; zaman zaman Alevileri bayrak, Atatürk tartismalriyla ugrastirip bölmek istediler. Zaman zaman ekonomik meselelerle Alevileri ugrastirdilar. Amaclarina ulasamadilar. Baktilar ki olmuyor ; yeni bir tartisma yaratarak Alevileri bölmeye calisiyorlar. Akli basindaki her Alevi bilir ki islamin ici de disida Aleviyi yakiyor. Biz ne islam iciyiz nede islam disiyiz. Biz Islam bahcesinde kendine özgü bir inanciz. Inancimizin uygulanis bicimi ile mevcut islami kurallar birbirine uyma´mamaktadir.
Kurban ve Kurban Bayrami
Yasanan Alevilikte , kurban Bayrami günü kücükler büyükleri ziyaret eder. Birbirine hediye alirlar. Mümkünse mezarliklar ziyaret edilir. Maddi imkanlari yerinde olanlar da kurban keser ve kurbani köyde yasayan herkese dagitirlar. Alevi inancinda kurban da Kurban Bayrami da vardir. Ama sünni Müslümanlöar gibi Kurban Bayraminda Hacca gitmezler.
Bugünkü kosullarda merkezlerimizde Aleviler derneklerine kurban bagisinda bulunurlar. Toplanan bagislarla Kurban alinir , tüm üyeler ve misafirler davet edilir. Sabah saatlerinde Cem ibadeti yapilir. Kurbana dualar verilir.ve birlikte kurban lokmalari yenilir.
Alman okullarinda Alevilik Dersleri
NRW, Hessen , Bayern ve Baden Württenberg Eyaletlerinde Alevilik Derslerinin okullarda okutulma kararlari tarihi bir imkandir, Aleviler bu imkandan cok iyi bir sekilde faydalanmak zorundalar. Su anda devletin resmi komisyonu eylül 2005 itibariyle calismaya baslamis tir. Ihtimallen 2007/ 2008 ögretim yilinda ders planlari bitecek bu ders okullarda verilmeye baslayacaktir. Almanya`da Alevi Kültür Merkezleri bu dersin verilecegi kosullara göre kendisini hazirlamali, derneklerimiz bir bilim merkezi haline dönüsmelidir.
Alevi Örgütleri arasindaki Iliskiler
Alevi örgütleri arasindaki iliskiler hicte ic acici degildir. Kendilerini yok sayan kurum ve kuruluslarla ilskiler iyi, ama Alevi inacina yasal sütatü elde eilmesi icin birlikte hareket etmesi gerekli örgütlerimiz arasinda dialoglar bile yoktur. Alevi inancinin yasal sütatüye kavusmasi , ugradigimiz haksizliklari elbette kamuoyuna anlatmaliyiz, Yalniz gerginlik yaratacak konulari dikkat etmeliyiz.Yasal haklarimizin elde edilmesi icin Alevi davasi icin var olan örgütlerimizle birlikte hareket etmeliyiz.
Türkiye`deki Aleviler
Baski korku ve pisikolojik nedenlerden dolayi hala türkiye`deki Aleviler kendi Alevi kimligini özgürce ifade edemiyorlar. Türkiye laik bir ülke deyimininin arkasina siginarak kendilerini gizlemeye devam ediyorlar. Kendilerine öz güvenleri yoktur. Halbuki var oln laiklik sadece sünni versiyonunu kabul eden Alevi varligini red eden bir anlayis olmasina ragemen sünnilerden cok Aleviler laikligi savunuyor. Elbette gercek laik anlayisi Aleviler benimsiyor . Yalniz Türkiyedeki Laiklik anlayisi Alevileri yok sayan anlayistir.
Diyanet Teskilati
Demokrasinin ülkemizde gelismesini engelleyen ,tüm tarikatlari, kökten dinci anlayisi palazlandiran bir kurulustur. Bu teskilat Alevilerin parasiylada beslenmektedir. Kaldiki Alevilere hic hizmet sunmuyor. Zaten biz Alevilrde Diyanet teskilatindan herhangi bir hizmet beklemiyorruz. Bu nedenle bu teskilatin varligi biz Alevileri rahatsiz ediyor, Diyanet kaldirilmali. Her inanc kendi inacini kendi cemamti finanse etmelidir.Aleviler hakkinda verdigi fetvalar da cekilemez hale gelmistir.
Asimilasayon
Her ne kadar Kurtulus Savas`indan Cumhuriyetin kurulusuna kadar Aleviler birinci derecede destek olmus, Cumhuriyetin yaninda saf tutmuslarsa; Cumhuriyeti yönetenler Alevileri yok saymislar. Alevileri asimile etmek icin hertürlü yolu denemisler. Alevi köylerine cami insa etmis, imam göndermis. Ama Alevi köyüne saglik ,egitim , yol ve diger hizmetleri götürmemis. Alevilerin kendilerine Alevi dememeleri icin Alevi sözcügünü yasaklamis.. Ülke icin Alevileri potansiyel suclu ilan etmis. Zaman, zaman Alevilerin yogun yasadigi kentlerde törer estirmis Alevi genclerini hapishanelere atmis ve iskencelere mahruz birakmistir. Alevi anne ve baba bu korkudan dolayidir ki, evde cocugan oglum kizim kendinize sakin Aleviyim demeyin; cünkü size hakaret edrler, sizi sinifta birakirlar, sizi ise almazlar diye telkinde bulunurlardi. Bu nedenledir ki Aleviler kendilerini gizler, acikca kendilerine Aleviyim demezlerdi. O günün sartlarinda onlara hak vermmemek elde degildir. Cünkü Aleviler Yavuz`dan Cumhuriyete kadar surekli zulüm yasamislar. Bu zulmün en taze örnekleri Maraslar,Corumlar ve Sivaslardir. Biz bunlari cumhuriyet döneminde yasadik. Acaba atalarimiz Osmanli döneminde neler yasadi.
Haber Kaynagi
Duisburg Alevi Kültür Merkezi
|
|
|
Cem’de oniki hizmet ve hizmetlerin ayri ayri sahipleri vardir. Her Alevi ferdi yilda bir kez görgüden geçmelidir. Hal ve gidisatinin muhabesini yapmalidir. Ikrarini tazemeli ve toplumla yüz yüze gelmelidir. Topluma hesap verir. Topluma hesap vermeyenler Cem’e alinmazlar. Hesap vermek isteyenler Cem’de bulunan canlar tarafindan „Pir“ önderliginde sorgulanirlar. Hakkinda davaci olanlar varsa , Cem’de bulunan canlar görürler ise „Dar Meydanina“ gelirler. Davali kisi davaciyi razi etmek zorundadir. Cem’e katilan canlar kimseyle Küsülü, dargin ve kavgali olamazlar. Birilerine haksizlik olduysa , yada baskasinin hakki kendisinde kaldiysa hesaplasir, helallik alinir. Barismadikça görgüleri yapilamaz. Borçlar varsa görgüden önce ödenmek zorundadir. Yillik görgüden geçen talipler, daha önce yaptigi hatayi tekrarlamamak üzere tövbe ederler. Görgüden geçen talipler manevi temizlige kavusmus olurlar.Görgüden geçip, manevi temizlige kavusan talipler,temizlenmis ve sorgulanmis olan taliplerin “Kurban Lokmalarini „ yiyebilirler.
Düskünler, haksiz yere esini bosayanlar, nefsine hakim olamayanlar, haksizlik yapanlar, adam öldürenler, vergi-askerlik vatan borcu ödemeyenler, annesine babasina evlatlik görevi yapmayanlar, insanlara zarar veren, komsusunu inceten, yetim hakki yiyenler, üzerinde kul hakki olanlar Cem ibadetine alinmazlar. Böylece Alevi Toplumu zararli insanlardan arinmis olurlar.
Adam öldürmüs , karisini(esini) haksiz yere bosamis veya baskalarina karsi haksizliklarda bulunmus kisiler camilerde namaz kilip, ibadet ederlerken, Hak-Muhammed-Ali Meydani Hak Meydani olan Cem Evi’ne giremez, girmeye cesaret edemezler. Alevilik inanç kurallari dünya üzerindeki hiçbir dinde mezhepte bulunmayan bir yüceliktir. Nitekim Peygamberimiz Hz.Muhammed’in „Ben ancak güzel huylari tamamlamak için önerildim“ buyurmasi Islamda ahlakin ne büyük ve ne önemli bir yeri oldugunu ispata yeterlidir. Görülüyor ki Hz.Muhammed Peygamberligin amacinin ahlak güzelliklerini son merhaleye çikarmaktan ibaret oldugunu açiklamistir. Tarih boyunca bir toplum ki ahlaka önem vermistir., o toplum ilerleyip Allahin nimetine ermistir. Ahlak çöküsüne ugrayan toplumlar ise zaman içerisinde perisan ve mahvolup gitmislerdir. Islam dininin amaci beserin ahlakini tasfiye etmekten ibarettir.Bundan dolayidir ki „Peygamberimiz, en çok sevdiklerim ve rahmet günü bana en yakin olanlariniz ahlaki en güzel olandir“ buyurur. Bu sözü ile peygamber „ ben en çok ibadet edeni severim ,cok sofu olani severim, gündüz oruçlu, gece namazli olani severim“ demiyor, mutlak olarak güzel ahlak üzerinde duruyor. Öyle ya, kötü huylu, haklara riayet etmeyen, bir kimsenin ibadetinden hiç bir fayda gelmez.Imanin özü ahlak güzelligi ve dogruluktur.
Bir gün ,Peygamberin huzurunda Medineli bir kadindan konusulurken,bu kadinin son derece ibadetle mesgul oldugunu, her gün oruç tutup sabahlara kadar namaz kildigini fakat kötü huylu oldugunu, dili ile komsularini incittigini söylediler. Resulullah bunlari dinledikten sonra „ o kadindan hayir yoktur, o kadin cehennemliktir“ buyurdular.
Mürsid (Dede) geçmis yillardaki Cem ibadetlerinde verilmis derslerin ve ögretilerin uygulanip uygulanmadigini denemek ve yeni derslerde bulunmak için cemaati toplar. Cem ibadetini yürütür. Cem köylerde ve genis bir evde ,varsa Cem Evinde, günümüzde kentlerde yine ya müsait bir yerde, salonda yada Cem Evinde yapilir. Cem’in, Dede tarafindan yapilacagi, kimin görülecegi, veya ne maksatla Cem yapacagi köylerde „Peyik“ vasitasiyla herkese bildirilir.Bütün talipler Mürsid, Pir, Rehber huzuruna davet edilir. Bu daveti duyan canlar müsaibi ile bulusur, fiziksel temizligini yapar, temiz elbiselerini giyer, sonra ev halki ile birlikte Cem’e katilirlar.
Gözcü tarafindan taliplerin yoklamasi yapilir. Hasta ve maazeretli olanlar meydana çikarlar, durumlarini arzederler. Gelmeyen talipler Dede tarafindan sorulurlar. On iki hizmet sahiplerinin görevleri belirlenir. Cem’e baslamak üzere önceden gelen Lokmalar Dede veya Rehber tarafindan dualanip görevlilere(Lokmaciya) teslim edilmistir. Sira Anadolu’da „Kara Çul“ ismi verilen Meydan Postu’na gelmistir. Meydan Postun’dan önce Mürsid Postu serilir. Mürsid Postu’nun duasini okuyup postuna oturur. Bu dualar dedelere göre degisir. Örnek „Alamtu Ileyke Ya Ali, Ekrem tu ileyke ya Ali, Eslem tu ileyke ya Ali. En Amtu Ileyke Ya Ali“ ..gibi
Aksam saat 20:00 siralarinda her talip esleri ve musait kardesleri ile Hak meydani’na gelirler. Gözcü’nün gösterdigi yerlere yas sirasina göre kurulmus saflarda otururlar. Mümkün oldugu kadar Müsahip kardesler yanyana oturmayi tercih ederler. Bütün Can’larin yönleri (yüzleri) birbirine dönüktür.Halka (yarim ay) seklinde oturulur. Herkesin yüzü Cemali Dede’ye dönüktür. Ortada büyük bir bosluk birakilir. Buna „Tarikat Halkasi“ denilir.
Duvara bakarak, hocanin arkasinda degil Cemale, didara, Hakkin iyilik ve güzellik sifatinin belirdigi, Adem’in yüzüne bakarak kilinir, sözünde oldugu gibi herkes yüzyüze, Cemal cemale oturur. Tevhidi halktan ve hakktan birligi bir olmasi,tek vücut haline gelmesi, muhabbet denizinde bütünlesip cosmasidir.
Alevi inancinda Cem, Hz Muhammed’in „Mütuy, Kutbeen Temutu“ buyruguna dayanir. Bu hadis’in anlami,“Ölmeden önce ölün,mahser günü gelmeden hesabinizi verin, Ahirete kul hakki ile gitmeyin, hiç kimseyle alip vereceginiz kalmasin, alniniz açik, yüzünüz ak olsun, dürüst, mert, iyi huylu gerçek erenler safina katilmis insani kamillerden olun, halk sizden razi olsun ki, Hakk’ta sizden razi olsun“ anlamindadir.
Cem’e gelenler bu düsturu bilmelidirler. Cem Ibadetinin anlami, uygulanisi kisaca budur, degerli dostlar..
Kaynak: Imam Cafer Buyrugu
Garip Eken Post Dedesi Duisburg Alevi Kültür Merkezi
|
|
|
Aleviler artik oy deposu degil
ALEVILER VE SIYASAL TERCIHLERI-2
Demokrasi konusunda aslinda Baykal ile Erdogan arasinda bir fark yok
'Aleviler ve Siyasal Tercihleri' üzerine yaptigimiz söylesilerin ikinci devami http://www.gunlukga zetesi.com/ haber.asp? haberid=70920
Aleviler artik oy deposu degil
ALEVILER VE SIYASAL TERCIHLERI-2
Demokrasi konusunda aslinda Baykal ile Erdogan arasinda bir fark yok
'Aleviler ve Siyasal Tercihleri' üzerine yaptigimiz söylesilerin ikinci gününde Turan Eser ile birlikteyiz. Turan Eser'i kamuoyu Alevi Bektasi Federasyonu' nda gerçeklestirdig i çalismalardan taniyor.
Türkiye'de inanca dayali kimliklerin siyasal karar alma süreçlerinde ne derece etkin oldugunu düsünüyorsunuz?
Oldukça yüksek ve yaygin oldugunu düsünüyorum. Çünkü cumhuriyetin kurulusundan itibaren, Osmanli siyasetinde egemen olan dine dayali kimlik siyaseti korunmustur. Cumhuriyet tarihi boyuncu siyaset kurumlari, devlet Sünniligine dayali Hanefi inancini korumus ve kollamistir. Hanefi inanci da, siyasetten nemalandigi için, siyasi partileri, siyasal alani oylariyla beslemistir. Her ne kadar çok partili sürecin siyasal partileri kimlik eksenli siyaset yapmadiklarini iddia etseler de, aslinda dinin ve siyasetin karsilikli çikar iliskilerini sürekli korumuslardir. Dolaysiyla, özgürlükçü laiklik, evrensel hukuk, emegin hakki, baris, demokratik cumhuriyetin yaratilmasi ve sosyal devlet için siyaset yapmak yerine, dini besleyen, siyasal ve ekonomik alanda dinin hegemonik güç olmasini saglayan siyaset tarzi benimsenmistir. Dün AP, DP, ANAP, DYP, RP ve bugün AKP içinde ve üzerinde inanca dayali kimlik siyasetinin belirgin ve etkili oldugunu biliyoruz. Her ne kadar R. T. Erdogan 'kimlik siyaseti yapmiyoruz' diye mesaj verse de, bal gibi dine dayali kimlik siyaseti yapiyor. Gülen Tarikati'nin, diger cemaatlerin destegi ve etkisi olmadan AKP'nin bu güce sahip olmasi beklenebilir mi? Siyasetin evrensel ilkelerini ve faaliyet alanlarina dair politik programindan dolayi oy toplamiyor. Çünkü Türkiye'de siyasetin sosyolojik analizleri bize, siyasetin demokrasi, özgürlükler, emek, issizlik sorunu, baris, hukuk, ekonomik, çevre, kadin, egitim ve saglik gibi toplumsal ihtiyaçlar üzerinde degil, daha çok dini kimlik üzerinden siyaset yapildigini gösteriyor. Siyasetin zemini, emek ve sermaye iliskisinde, sözde bir laik-anti laik çatismasina sikistirilmistir. Sözde diyorum, çünkü kendilerini laik cephe olarak tanimlayan siyasal partiler de Imam Hatip okullari, kuran kurslari açti, laik okullarda zorla din dersi verilmesine itiraz etmedi, Diyanet'i gerek bütçe, gerekse kadro olarak güçlendirdiler. Bugün çarsaf ve Kuran kursu açilimi, tarikatlarla hos geçinmek, hem CHP'nin, hem de AKP'nin ortak siyaset yapma tarzidir.
Alevilerin inancini siyasallastirmasi asla beklenemez
Alevi kimligini bu anlamda ne ölçüde belirleyici görüyorsunuz? Daha önceki Alevi partisi girisimlerinin basarisizligini nasil yorumluyorsunuz?
Alevi toplumu bugüne kadar hiçbir kosulda inançsal kimligi üzerinde bir siyaset tarzi gelistirmemistir. Bu nedenle siyasi alanda, inançsal kimligi üzerinde var olmayi ya da etkili olmayi hiçbir dönemde tercih etmemistir. Aleviler her dönemde yurttas kimligi üzerinde siyasette varolmayi tercih etmis ve benimsemistir. Etnik ve dinsel kimlik ekseni üzerinde, siyasette varolmanin en cazip oldugu Türkiye'de, Aleviler siyaset zeminini düsünsel olarak, siyasetin asli unsurlari ve ilkeleri üzerinden belirlemistir. Örnegin 1920'li yillar ve 1950'li yillar arasi, halifelige, seyhülislama dayali teokratik rejime karsi, cumhuriyet, laiklik zemini üzerinde siyasallasan Aleviler, 1950 ve 1970'li yillarda, Cumhuriyet ve laiklik mücadelesinin yanina, bu dönem de daha da belirginlesen siyasetin dinsellestirilmesine karsi, sosyal demokrat eksende özgürlükler, esitlik talebini yükseltmistir. 1970 ve 1980 döneminde ise, sermaye sinifinin sömürüsüne ve sendikal örgütlenme yasaklarina karsi, bu taleplerinin yanina emek mücadelesini, demokrasi mücadelesini yerlestirerek, solun ve sosyalistlerin yaninda yer almistir. TIP'in güçlenmesinde ve Meclis'e girmesinde önemli rol oynamistir. 1980 sonrasi, özellikle Madimak ve Gazi katliamindan sonra, Alevi hareketi örgütlenerek, mücadelesinin merkezine Alevilerin kültürel kimlik haklarini elde etmek için, esit haklar ve farkli kimliklerin esit kosullarda, kardesçe bir arada yasamasi talebini yerlestirmistir. Ayrica Kürt sorununda siddetten arindirilmis bir Türkiye için baris talebinin de savunucusu olmustur.
Dolayisiyla 1966 yilinda kurulan ve 'Alevi Partisi' olarak algilanan BP'nin (sonra Türkiye Birlik Partisi) aslinda kurucularinin Alevi kökenli olmasi, parti ambleminin Alevi degerlerini çagristirmasinin ötesinde Alevi inancina ait bir etkileme gücü göremezsiniz. Çünkü TBP'nin düsünsel çizgisi ve politik programi bir inanç partisinin, kimlik partisinin programi degildi. Bu partinin talepleri arasinda Alevi inancina özgü spesifik bir talep yer almamistir. Baris Partisi projesi de, program ve talepleri itibariyle bir inanç ve Alevi partisi degildi ve olmadi. Bu nedenle 'Alevi partisi' olarak algilanan bu girisimlerin basarisizligini konjonktürel ve siyasal öngörüsüzlükten kaynaklandigini düsünüyorum. Zaten dinin siyasallastirmasi nin en soguk yüzünü ve acisini yasayan Alevilerin, inancini siyasallastirmasi asla beklenemez.
Alevilerin mevcut laiklik eksenli gerilimde CHP ile yakin gözükmesini neye dayandiriyorsunuz?
Bu sanirim disaridan yanlis algilanan bir resim. Çünkü Alevileri CHP'nin yanina sürükleyen kosullarin basinda, 12 Eylül Anayasasi'nin anti-demokratik hükümleri gelmektedir. Baraj sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu bunlardan biridir. Diger bir sebep ise, Türkiye'de solun siyasal alandaki gücünün marjinal olmasidir. Bu durumda sol ve sosyal demokrat seçmenlerin gericilik ve siyasal Islam karsisinda, 'oyum bosa gitmesin' kaygisi sonucu, Alevi seçmen CHP'nin yaninda görünmektedir. Siyaset alani, solsuz kalmistir. Yani ülkemizde ciddi anlamda kitlesel bir sol seçenek yaratilmamistir. Pragmatizm seçmen tavrini belirlemistir. CHP ise 'solculuk ve sosyal demokrasi' adina bugün, TCK'nin 301. maddesini, yüzde 10 baraj sistemini, halkin degil, elitlerin taleplerini, barisi degil, savasi, evrensel hukuk, özgürlükler için degil, çarsaf ve Kuran kursu için açilimi savunan CHP, babamin 1995 yilinda delegesi olmaktan gurur duydugu CHP degildir. Kopenhag Siyasi Kriterleri ekseninde AB üyeligine karsi çikan bir CHP ile de, benim 16 yasindaki oglumun barisik olmasi mümkün degildir. Sol ve sosyal demokrat kimlikli yeni bir sol kitle partisi seçenek olarak kuruldugunda, CHP'nin yaninda görünen Alevilerin ilk tercih edecegi adres olacaktir. Bu proje farkli toplumsal kesimleri kucaklayacak, ayrimciliga, dislanmisliga ve öteki yaratmaya karsi, toplumsal uzlasmayi adalet, hukuk, demokrasi, esit haklar üzerinden tarif ederek ortak paydalarda bir arada yasama kültürünü savunacak, solun ve sosyal demokrasinin evrensel ilke ve kültürü ile sekillendirilmis güçlü bir kitlesel sol partiyi insaya girismesiyle mümkündür.
Peki 'laikligi korunmak' adina siyasal alandaki yasanan çatismada ve tartismada, Alevilerin taraf oldugu pozisyonu nasil konumlandiriyorsunuz?
CHP 'Türkiye laiktir, laik kalacaktir' görüsünü savunurken, Alevi hareketi Türkiye'nin laik bir ülke olmadigini ifade etmektedir. Özellikle AKP ile CHP arasinda süregelen ve toplumsal kesimleri ilgilendirmeyen, gerilim ve çatisma üreten siyaset, toplumun gündemindeki can alici ve gerçek sorunlari örtmeyi hedefliyor. Alevilerin gericilik karsisinda laiklik ve teokrasi karsisinda cumhuriyeti savunduklari, hatta bu konuda çok hassas olduklari dogrudur. Fakat Alevi hareketinin savundugu laiklik ve cumhuriyet anlayisi, MHP'nin, AKP'nin ve CHP'nin savunduklarindan çok farklidir. Alevilerin laiklik anlayisinda özetle, dinin sadece devletten degil, siyasetten, ekonomiden ve hukuksal alandan tamamiyla arindirilmasini savunurken, AKP, MHP ve CHP'de ise bu durum tam tersidir. Bunlar, devlet tarafindan örgütlenmesini, denetim altina alinmasi, egitimde din ve dindar üreten zorunlu din dersini ve imam hatipleri savunurken, siyaset, ekonomi ve hukuk üzerindeki dini vesayetin Diyanet ve Din Isleri Yüksek Kurulu tarafindan sürdürülmesine itirazi yoktur. Hem AKP, hem de MHP ve CHP 12 Eylül Anayasasi'yla yüzlesmekten kaçinmistir. Milliyetçilik, dindarlik, muhafazakarli k ve ulusalcilik üzerinden siyaset yapan partilerin tümü, Diyanet, Kuran kurslari, zorunlu din dersi, imam hatipler konusunda, küçük nüanslari olsa bile, özü itibariyle ayni düsünce akimindan beslenirler. Bu akim ise, Türk Islam Sentezi'dir.
Olmayan bir laikligin korunmasi zorunluymus gibi gösterilmemelidir. Bunun için çatisma alanlari üretilmemelidir. Olmayan bir seyin korunmasi siyasi ve hukuki komikliktir. Devletin ürettigi resmi Sünni-Hanefi inanç kimligi, simdi devleti ve siyaseti etkisi altina almistir. Bu nedenle, gericilik ve ayrimcilik üreten devlet laikligini korumayi degil, inanci siyasal alandan alip, bireyin vicdanina koyan, tüm farkli inançlara esit mesafede duran, ayrimcilik degil, dayanisma ve karsilikli saygiya dayali diyalog üreten özgürlükçü laikligin insasina ihtiyaç vardir.
AKP, MHP ve daha önce kimi sag partilerin Alevilere yönelik açilimlarini nereye oturtuyorsunuz ?
Her iki siyasi partinin Alevilere iliskin bugünkü açilimlarini degerlendirirken, geçmis politik yaklasimlariyla birlikte degerlendirmek gerekir. AKP ve MHP bu topraklarda kendisini etnik olarak Türklük, inançsal olarak Sünni-Hanefi Islamcilik üzerinden insa eden siyasi gelenegin devamcisi konumundadirlar. Bu nedenle siyasetin dilinde ve hizmetinde egemen olan bu etnik ve inançsal kimliktir. Kimlik siyasetlerinin devamcisi olan AKP ve MHP, Türkiye'de etnik ve dinsel açidan ayrimcilik üreten politikalarin adresleri olarak, her iki partinin de Alevilere ve Alevi sorunu karsisinda siyasi sicilleri kabariktir. Milli görüs ve ülkücü akimin 1980 öncesi ve sonrasi Alevilere yönelik yaklasimlari, sicillerini görmezden gelerek, bunlarla yüzlesme ihtiyaci hissetmeden, sözde bir 'Alevi açilimi' içinde olmalari inandiriciliktan uzaktir. AKP ve MHP, Maras, Çorum, Madimak ve benzeri katliamlarla siyasal ve tarihsel yüzlesmenin zorunlulugunu gündeme almalidir. Son dönemlerde Alevi hareketinin yükselen ve genisleyen mücadelesi konusunda sikisan sag ve gerici siyasi odaklar, seçim öncesi, sark usulü kurnazliklarla beslenmis siyasi manevralara basvurmaktadir.
Alevi kültürü ve felsefesinin yeni bir siyaset alternatifi yaratilmasina zemin olusturabilecek argümanlari tasima potansiyeli var mi sizce?
Alevi hareketi ve Alevi yurttaslari tüm toplumsal kesimlerin özlemini çektigi, demokratik, laik, bagimsiz, özgürlükçü bir Türkiye'nin yaratilmasi için, yeni bir siyaset tarzinin ve siyasal partinin yaratilmasina önemli katki sunacak bilgiye, birikime, tecrübeye, düsünceye sahiptir. Nitekim Aleviler kendi aralarinda bu sorunu tartismaktadirlar. Aleviler 'nasil bir Türkiye istiyoruz' sorusunun yanitini bulmak için tartisiyor. Son 20 yillik Alevi hareketi sola ve sosyal demokratlara rehber olacak bir toplumsal örgütlenme yaratmistir. Alevi hareketi kendi içinde siyasi homojenligi olmayan, ama ortak amaç ve ilkeler etrafinda bulusan bir harekettir. Dolayisiyla siyasallasma için yeterli birikim ve tecrübeye sahiptir. Bu nedenle Alevi hareketi sol ve sosyal demokrat toplumsal dinamikleri yan yana getirecek, Türkiye'yi, milliyetçilikten, gericilikten, siyasal Islamdan ve neo-liberal politikalarin yikimindan kurtaracak ve Türkiye'nin sorunlarina çözüm önerecek toplumcu bir siyasi programi yaratacak güçtedir.
Peki Türkiye'de siyasete katilma hakki ve siyasi özgürlükler konusunda ne düsünüyorsunuz?
Iktidarin yolu artik toplumdan ve demokrasiden geçmiyor. Çünkü bu ülkede 'seçme ve seçilme hakki' yoktur. Bu gibi haklarin oldugu yalaninin yüksek sesle ifade edilmesi gerekir. Her ne kadar Anayasa'nin 67. maddesi 'Vatandaslar, kanunda gösterilen sartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bagimsiz olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve seçime katilma hakkina sahiptir' hükmü, bu hakki tanisa bile, Siyasi Partiler Kanunu'nun, 37. maddesine göre bir yurttasin herhangi bir siyasi partideki milletvekillig i adaylik ve seçilme hakki, ilgili maddenin 'serbest, esit, gizli oy açik tasnif esaslari çerçevesinde, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslar' hükmüne göre elinden alinabilir. Yani bir yerde hak olarak görüleni, bir genel baskan degisebilen tüzük maddesi ile yok edebiliyor. Yani mevcut sistem, bireyin seçme-seçilme hakkini parti genel baskanlarinin iki dudagi arasina teslim etmistir. Bunun adina da utanmadan 'katilimci demokrasi' derler. Birilerinin çikip 'aslinda Baykal ile Erdogan arasinda bir fark yok' demesi gerekir. Bunlarin farkli renklere bürünmüs, ayni siyasi tiyatro kulübünün oyunculari oldugunun, belki daha net ifade edilmesi gerekir.
Farkli ama birlikteyiz
Alevilerin siyasal taleplerini de karsilayabilecek özgürlükçü demokrat bir siyasal projenin gerekli ve mümkün olabilecegini düsünüyor musunuz?
Evet düsünüyorum. Bugün Alevi hareketinin, yukarida saydigim ve mücadelesinin merkezine koydugu ilkeler etrafinda siyasallasmasi ni kaçinilmaz görüyorum. Aleviler geçmiste siyasal alana, yurttas kimligi ile edilgen ve siyasi partilerin arka bahçesi statüsünde dahil olurken, artik yurttaslik kimligi üzerinde, aklini ve oyunu siyasete kiraya vermeden, kendisini siyasal alanin aktörü ve motor gücü haline getirebilir ve getirmelidir. Çünkü bugünün Türkiye'sinde ve siyasal alaninda sol ve sosyal demokrat partinin ihtiyaci vardir.
Aleviler cumhuriyet tarihi boyunca siyasetin magdur ettigi toplumsal kesim olmus ve kendilerinde sürekli kimliklerini, siyasal iradelerini 'güçlülerin' lehine feda etmesi istenmistir. Bu nedenle Alevilerin yurttas kimligiyle ve örgütsel gücüyle siyasal alana yeni bir soluk, yeni bir kültür ve alternatif sunmasi kaçinilmaz hale gelmistir. Bu siyasal alternatif ve seçenek, bir kimlik siyaseti kesinlikle olmayacaktir. Türkiye'yi kapsayacak, tüm toplumsal kesimlerle birlikte hareket edecek, laiklik, cumhuriyet, özgürlükler, emek, demokrasi, baris, evrensel hukuk, yoksulluga ve yolsuzluga karsi sosyal devlet projesiyle, kültürel kimlik haklarina esit haklar, kadin, çocuk, gençlik, çevre sorunlarinda aktif bir siyasi projeyi yaratmanin zorunlulugunu Aleviler son dönemlerde daha sik dile getirmektedir. Alevi hareketi bu sürecin önemli dinamigi olma özelligine sahiptir. Her siyasal kesim bir tür cemaat duygusuyla kendi aidiyetine göre siyasi tanimlamalara giderken, Alevi hareketi tüm toplumsal kesimleri kucaklayacak 'Farkli Ama Birlikteyiz' mesajini veren siyasi projenin yaratilmasina en önemli katkiyi sunacak ve yaratacak durumdadir. Yani Alevileri siyasetin 'talisi', 'yedegi' ya da 'oy deposu' olarak görenlere karsi, cevap olarak sol ve sosyal demokrat kimlikli siyasi bir seçenek yaratacagini ya da yaratilmasina katki sunacagini düsünüyorum.
Küçük olsun benim olsun
Bölünme ve seriat tehdidinin/korkulari nin Alevi toplumunun siyasal davranislari üzerindeki etkisinde bir degisim görüyor musunuz?
Bunun tabii ki etkisi vardir. Çünkü tehdit sahicidir ve vardir. Küresel kapitalizmin isbirlikçisi AKP, Türkiye için bir tehdittir. Dini siyasete alet eden, siyasal Islamci ve Büyük Ortadogu projesinin savunucusu AKP, Türkiye halklari için tehdittir. Son 7 yildir ucunda neyin çikacagi belli olmayan karanlik ve gerici bir siyasi tünelin içindeyiz. Bir yandan 'hazir ol' ve diger yandan 'mürit ol' komutlari ile karanlik bir korku tüneline tikilmis durumdayiz. CHP, MHP ve AKP gibi statüko partileri sayesinde, toplum siyasetin disina itilmis durumda. Oysa tüm toplumsal kesimlerin ve ülkemizin 'rahat ol' durumuna geçmesi gerekir. Bunun için hepimizin, siyasi bencilliklerimizden ve ben merkezcilikten kurtulup yeni sol seçenegin yaratilmasina yardimci olmak gerekiyor. Toplumdan ve demokrasiden arindirilmis siyaset kültürünü degistirmek, siyaseti asli sahiplerine kavusturmak lazim. Bu seçenegi yaratirken, toplumsal bellege bulastirilan resmi korkuya, gurura ve dini referanslara dayali ideolojik virüslere karsi, demokrasinin, katilimciligin ve esitligin ilkeleri ile tedavi önermek gerekir.
Bu nedenle basta Aleviler olmak üzere, tüm demokrasi sevdalisi sol vicdanlar, korku yaratanlarla, korkuluklar arasina sikismadan, tercihini üçüncü bir Türkiye projesini olusturacak yeni bir sol siyasi kültürden yana açik ve net bir sekilde koymalidir. Gericilik, düzenbazlik, otoriter ve elitçi yaklasimlardan beslenen dinci ve etnik eksenli siyaseti asan bir evrensel sol-sosyal demokrat degerler üzerinden olusacak yeni siyasi adrese ve kültüre ihtiyaç vardir. Solun diger renkleri ise 'küçük olsun benim olsun' duygusundan kurtulup, bu projenin yaratilmasina soyunmalidir.
Hazirlayan: Ayhan BILGENALEVILER VE SIYASAL TERCIHLERI-2
Demokrasi konusunda aslinda Baykal ile Erdogan arasinda bir fark yok
'Aleviler ve Siyasal Tercihleri' üzerine yaptigimiz söylesilerin ikinci gününde Turan Eser ile birlikteyiz. Turan Eser'i kamuoyu Alevi Bektasi Federasyonu' nda gerçeklestirdig i çalismalardan taniyor.
Türkiye'de inanca dayali kimliklerin siyasal karar alma süreçlerinde ne derece etkin oldugunu düsünüyorsunuz?
Oldukça yüksek ve yaygin oldugunu düsünüyorum. Çünkü cumhuriyetin kurulusundan itibaren, Osmanli siyasetinde egemen olan dine dayali kimlik siyaseti korunmustur. Cumhuriyet tarihi boyuncu siyaset kurumlari, devlet Sünniligine dayali Hanefi inancini korumus ve kollamistir. Hanefi inanci da, siyasetten nemalandigi için, siyasi partileri, siyasal alani oylariyla beslemistir. Her ne kadar çok partili sürecin siyasal partileri kimlik eksenli siyaset yapmadiklarini iddia etseler de, aslinda dinin ve siyasetin karsilikli çikar iliskilerini sürekli korumuslardir. Dolaysiyla, özgürlükçü laiklik, evrensel hukuk, emegin hakki, baris, demokratik cumhuriyetin yaratilmasi ve sosyal devlet için siyaset yapmak yerine, dini besleyen, siyasal ve ekonomik alanda dinin hegemonik güç olmasini saglayan siyaset tarzi benimsenmistir. Dün AP, DP, ANAP, DYP, RP ve bugün AKP içinde ve üzerinde inanca dayali kimlik siyasetinin belirgin ve etkili oldugunu biliyoruz. Her ne kadar R. T. Erdogan 'kimlik siyaseti yapmiyoruz' diye mesaj verse de, bal gibi dine dayali kimlik siyaseti yapiyor. Gülen Tarikati'nin, diger cemaatlerin destegi ve etkisi olmadan AKP'nin bu güce sahip olmasi beklenebilir mi? Siyasetin evrensel ilkelerini ve faaliyet alanlarina dair politik programindan dolayi oy toplamiyor. Çünkü Türkiye'de siyasetin sosyolojik analizleri bize, siyasetin demokrasi, özgürlükler, emek, issizlik sorunu, baris, hukuk, ekonomik, çevre, kadin, egitim ve saglik gibi toplumsal ihtiyaçlar üzerinde degil, daha çok dini kimlik üzerinden siyaset yapildigini gösteriyor. Siyasetin zemini, emek ve sermaye iliskisinde, sözde bir laik-anti laik çatismasina sikistirilmistir. Sözde diyorum, çünkü kendilerini laik cephe olarak tanimlayan siyasal partiler de Imam Hatip okullari, kuran kurslari açti, laik okullarda zorla din dersi verilmesine itiraz etmedi, Diyanet'i gerek bütçe, gerekse kadro olarak güçlendirdiler. Bugün çarsaf ve Kuran kursu açilimi, tarikatlarla hos geçinmek, hem CHP'nin, hem de AKP'nin ortak siyaset yapma tarzidir.
Alevilerin inancini siyasallastirmasi asla beklenemez
Alevi kimligini bu anlamda ne ölçüde belirleyici görüyorsunuz? Daha önceki Alevi partisi girisimlerinin basarisizligini nasil yorumluyorsunuz?
Alevi toplumu bugüne kadar hiçbir kosulda inançsal kimligi üzerinde bir siyaset tarzi gelistirmemistir. Bu nedenle siyasi alanda, inançsal kimligi üzerinde var olmayi ya da etkili olmayi hiçbir dönemde tercih etmemistir. Aleviler her dönemde yurttas kimligi üzerinde siyasette varolmayi tercih etmis ve benimsemistir. Etnik ve dinsel kimlik ekseni üzerinde, siyasette varolmanin en cazip oldugu Türkiye'de, Aleviler siyaset zeminini düsünsel olarak, siyasetin asli unsurlari ve ilkeleri üzerinden belirlemistir. Örnegin 1920'li yillar ve 1950'li yillar arasi, halifelige, seyhülislama dayali teokratik rejime karsi, cumhuriyet, laiklik zemini üzerinde siyasallasan Aleviler, 1950 ve 1970'li yillarda, Cumhuriyet ve laiklik mücadelesinin yanina, bu dönem de daha da belirginlesen siyasetin dinsellestirilmesine karsi, sosyal demokrat eksende özgürlükler, esitlik talebini yükseltmistir. 1970 ve 1980 döneminde ise, sermaye sinifinin sömürüsüne ve sendikal örgütlenme yasaklarina karsi, bu taleplerinin yanina emek mücadelesini, demokrasi mücadelesini yerlestirerek, solun ve sosyalistlerin yaninda yer almistir. TIP'in güçlenmesinde ve Meclis'e girmesinde önemli rol oynamistir. 1980 sonrasi, özellikle Madimak ve Gazi katliamindan sonra, Alevi hareketi örgütlenerek, mücadelesinin merkezine Alevilerin kültürel kimlik haklarini elde etmek için, esit haklar ve farkli kimliklerin esit kosullarda, kardesçe bir arada yasamasi talebini yerlestirmistir. Ayrica Kürt sorununda siddetten arindirilmis bir Türkiye için baris talebinin de savunucusu olmustur.
Dolayisiyla 1966 yilinda kurulan ve 'Alevi Partisi' olarak algilanan BP'nin (sonra Türkiye Birlik Partisi) aslinda kurucularinin Alevi kökenli olmasi, parti ambleminin Alevi degerlerini çagristirmasinin ötesinde Alevi inancina ait bir etkileme gücü göremezsiniz. Çünkü TBP'nin düsünsel çizgisi ve politik programi bir inanç partisinin, kimlik partisinin programi degildi. Bu partinin talepleri arasinda Alevi inancina özgü spesifik bir talep yer almamistir. Baris Partisi projesi de, program ve talepleri itibariyle bir inanç ve Alevi partisi degildi ve olmadi. Bu nedenle 'Alevi partisi' olarak algilanan bu girisimlerin basarisizligini konjonktürel ve siyasal öngörüsüzlükten kaynaklandigini düsünüyorum. Zaten dinin siyasallastirmasi nin en soguk yüzünü ve acisini yasayan Alevilerin, inancini siyasallastirmasi asla beklenemez.
Alevilerin mevcut laiklik eksenli gerilimde CHP ile yakin gözükmesini neye dayandiriyorsunuz?
Bu sanirim disaridan yanlis algilanan bir resim. Çünkü Alevileri CHP'nin yanina sürükleyen kosullarin basinda, 12 Eylül Anayasasi'nin anti-demokratik hükümleri gelmektedir. Baraj sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu bunlardan biridir. Diger bir sebep ise, Türkiye'de solun siyasal alandaki gücünün marjinal olmasidir. Bu durumda sol ve sosyal demokrat seçmenlerin gericilik ve siyasal Islam karsisinda, 'oyum bosa gitmesin' kaygisi sonucu, Alevi seçmen CHP'nin yaninda görünmektedir. Siyaset alani, solsuz kalmistir. Yani ülkemizde ciddi anlamda kitlesel bir sol seçenek yaratilmamistir. Pragmatizm seçmen tavrini belirlemistir. CHP ise 'solculuk ve sosyal demokrasi' adina bugün, TCK'nin 301. maddesini, yüzde 10 baraj sistemini, halkin degil, elitlerin taleplerini, barisi degil, savasi, evrensel hukuk, özgürlükler için degil, çarsaf ve Kuran kursu için açilimi savunan CHP, babamin 1995 yilinda delegesi olmaktan gurur duydugu CHP degildir. Kopenhag Siyasi Kriterleri ekseninde AB üyeligine karsi çikan bir CHP ile de, benim 16 yasindaki oglumun barisik olmasi mümkün degildir. Sol ve sosyal demokrat kimlikli yeni bir sol kitle partisi seçenek olarak kuruldugunda, CHP'nin yaninda görünen Alevilerin ilk tercih edecegi adres olacaktir. Bu proje farkli toplumsal kesimleri kucaklayacak, ayrimciliga, dislanmisliga ve öteki yaratmaya karsi, toplumsal uzlasmayi adalet, hukuk, demokrasi, esit haklar üzerinden tarif ederek ortak paydalarda bir arada yasama kültürünü savunacak, solun ve sosyal demokrasinin evrensel ilke ve kültürü ile sekillendirilmis güçlü bir kitlesel sol partiyi insaya girismesiyle mümkündür.
Peki 'laikligi korunmak' adina siyasal alandaki yasanan çatismada ve tartismada, Alevilerin taraf oldugu pozisyonu nasil konumlandiriyorsunuz?
CHP 'Türkiye laiktir, laik kalacaktir' görüsünü savunurken, Alevi hareketi Türkiye'nin laik bir ülke olmadigini ifade etmektedir. Özellikle AKP ile CHP arasinda süregelen ve toplumsal kesimleri ilgilendirmeyen, gerilim ve çatisma üreten siyaset, toplumun gündemindeki can alici ve gerçek sorunlari örtmeyi hedefliyor. Alevilerin gericilik karsisinda laiklik ve teokrasi karsisinda cumhuriyeti savunduklari, hatta bu konuda çok hassas olduklari dogrudur. Fakat Alevi hareketinin savundugu laiklik ve cumhuriyet anlayisi, MHP'nin, AKP'nin ve CHP'nin savunduklarindan çok farklidir. Alevilerin laiklik anlayisinda özetle, dinin sadece devletten degil, siyasetten, ekonomiden ve hukuksal alandan tamamiyla arindirilmasini savunurken, AKP, MHP ve CHP'de ise bu durum tam tersidir. Bunlar, devlet tarafindan örgütlenmesini, denetim altina alinmasi, egitimde din ve dindar üreten zorunlu din dersini ve imam hatipleri savunurken, siyaset, ekonomi ve hukuk üzerindeki dini vesayetin Diyanet ve Din Isleri Yüksek Kurulu tarafindan sürdürülmesine itirazi yoktur. Hem AKP, hem de MHP ve CHP 12 Eylül Anayasasi'yla yüzlesmekten kaçinmistir. Milliyetçilik, dindarlik, muhafazakarli k ve ulusalcilik üzerinden siyaset yapan partilerin tümü, Diyanet, Kuran kurslari, zorunlu din dersi, imam hatipler konusunda, küçük nüanslari olsa bile, özü itibariyle ayni düsünce akimindan beslenirler. Bu akim ise, Türk Islam Sentezi'dir.
Olmayan bir laikligin korunmasi zorunluymus gibi gösterilmemelidir. Bunun için çatisma alanlari üretilmemelidir. Olmayan bir seyin korunmasi siyasi ve hukuki komikliktir. Devletin ürettigi resmi Sünni-Hanefi inanç kimligi, simdi devleti ve siyaseti etkisi altina almistir. Bu nedenle, gericilik ve ayrimcilik üreten devlet laikligini korumayi degil, inanci siyasal alandan alip, bireyin vicdanina koyan, tüm farkli inançlara esit mesafede duran, ayrimcilik degil, dayanisma ve karsilikli saygiya dayali diyalog üreten özgürlükçü laikligin insasina ihtiyaç vardir.
AKP, MHP ve daha önce kimi sag partilerin Alevilere yönelik açilimlarini nereye oturtuyorsunuz ?
Her iki siyasi partinin Alevilere iliskin bugünkü açilimlarini degerlendirirken, geçmis politik yaklasimlariyla birlikte degerlendirmek gerekir. AKP ve MHP bu topraklarda kendisini etnik olarak Türklük, inançsal olarak Sünni-Hanefi Islamcilik üzerinden insa eden siyasi gelenegin devamcisi konumundadirlar. Bu nedenle siyasetin dilinde ve hizmetinde egemen olan bu etnik ve inançsal kimliktir. Kimlik siyasetlerinin devamcisi olan AKP ve MHP, Türkiye'de etnik ve dinsel açidan ayrimcilik üreten politikalarin adresleri olarak, her iki partinin de Alevilere ve Alevi sorunu karsisinda siyasi sicilleri kabariktir. Milli görüs ve ülkücü akimin 1980 öncesi ve sonrasi Alevilere yönelik yaklasimlari, sicillerini görmezden gelerek, bunlarla yüzlesme ihtiyaci hissetmeden, sözde bir 'Alevi açilimi' içinde olmalari inandiriciliktan uzaktir. AKP ve MHP, Maras, Çorum, Madimak ve benzeri katliamlarla siyasal ve tarihsel yüzlesmenin zorunlulugunu gündeme almalidir. Son dönemlerde Alevi hareketinin yükselen ve genisleyen mücadelesi konusunda sikisan sag ve gerici siyasi odaklar, seçim öncesi, sark usulü kurnazliklarla beslenmis siyasi manevralara basvurmaktadir.
Alevi kültürü ve felsefesinin yeni bir siyaset alternatifi yaratilmasina zemin olusturabilecek argümanlari tasima potansiyeli var mi sizce?
Alevi hareketi ve Alevi yurttaslari tüm toplumsal kesimlerin özlemini çektigi, demokratik, laik, bagimsiz, özgürlükçü bir Türkiye'nin yaratilmasi için, yeni bir siyaset tarzinin ve siyasal partinin yaratilmasina önemli katki sunacak bilgiye, birikime, tecrübeye, düsünceye sahiptir. Nitekim Aleviler kendi aralarinda bu sorunu tartismaktadirlar. Aleviler 'nasil bir Türkiye istiyoruz' sorusunun yanitini bulmak için tartisiyor. Son 20 yillik Alevi hareketi sola ve sosyal demokratlara rehber olacak bir toplumsal örgütlenme yaratmistir. Alevi hareketi kendi içinde siyasi homojenligi olmayan, ama ortak amaç ve ilkeler etrafinda bulusan bir harekettir. Dolayisiyla siyasallasma için yeterli birikim ve tecrübeye sahiptir. Bu nedenle Alevi hareketi sol ve sosyal demokrat toplumsal dinamikleri yan yana getirecek, Türkiye'yi, milliyetçilikten, gericilikten, siyasal Islamdan ve neo-liberal politikalarin yikimindan kurtaracak ve Türkiye'nin sorunlarina çözüm önerecek toplumcu bir siyasi programi yaratacak güçtedir.
Peki Türkiye'de siyasete katilma hakki ve siyasi özgürlükler konusunda ne düsünüyorsunuz?
Iktidarin yolu artik toplumdan ve demokrasiden geçmiyor. Çünkü bu ülkede 'seçme ve seçilme hakki' yoktur. Bu gibi haklarin oldugu yalaninin yüksek sesle ifade edilmesi gerekir. Her ne kadar Anayasa'nin 67. maddesi 'Vatandaslar, kanunda gösterilen sartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bagimsiz olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve seçime katilma hakkina sahiptir' hükmü, bu hakki tanisa bile, Siyasi Partiler Kanunu'nun, 37. maddesine göre bir yurttasin herhangi bir siyasi partideki milletvekillig i adaylik ve seçilme hakki, ilgili maddenin 'serbest, esit, gizli oy açik tasnif esaslari çerçevesinde, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslar' hükmüne göre elinden alinabilir. Yani bir yerde hak olarak görüleni, bir genel baskan degisebilen tüzük maddesi ile yok edebiliyor. Yani mevcut sistem, bireyin seçme-seçilme hakkini parti genel baskanlarinin iki dudagi arasina teslim etmistir. Bunun adina da utanmadan 'katilimci demokrasi' derler. Birilerinin çikip 'aslinda Baykal ile Erdogan arasinda bir fark yok' demesi gerekir. Bunlarin farkli renklere bürünmüs, ayni siyasi tiyatro kulübünün oyunculari oldugunun, belki daha net ifade edilmesi gerekir.
Farkli ama birlikteyiz
Alevilerin siyasal taleplerini de karsilayabilecek özgürlükçü demokrat bir siyasal projenin gerekli ve mümkün olabilecegini düsünüyor musunuz?
Evet düsünüyorum. Bugün Alevi hareketinin, yukarida saydigim ve mücadelesinin merkezine koydugu ilkeler etrafinda siyasallasmasi ni kaçinilmaz görüyorum. Aleviler geçmiste siyasal alana, yurttas kimligi ile edilgen ve siyasi partilerin arka bahçesi statüsünde dahil olurken, artik yurttaslik kimligi üzerinde, aklini ve oyunu siyasete kiraya vermeden, kendisini siyasal alanin aktörü ve motor gücü haline getirebilir ve getirmelidir. Çünkü bugünün Türkiye'sinde ve siyasal alaninda sol ve sosyal demokrat partinin ihtiyaci vardir.
Aleviler cumhuriyet tarihi boyunca siyasetin magdur ettigi toplumsal kesim olmus ve kendilerinde sürekli kimliklerini, siyasal iradelerini 'güçlülerin' lehine feda etmesi istenmistir. Bu nedenle Alevilerin yurttas kimligiyle ve örgütsel gücüyle siyasal alana yeni bir soluk, yeni bir kültür ve alternatif sunmasi kaçinilmaz hale gelmistir. Bu siyasal alternatif ve seçenek, bir kimlik siyaseti kesinlikle olmayacaktir. Türkiye'yi kapsayacak, tüm toplumsal kesimlerle birlikte hareket edecek, laiklik, cumhuriyet, özgürlükler, emek, demokrasi, baris, evrensel hukuk, yoksulluga ve yolsuzluga karsi sosyal devlet projesiyle, kültürel kimlik haklarina esit haklar, kadin, çocuk, gençlik, çevre sorunlarinda aktif bir siyasi projeyi yaratmanin zorunlulugunu Aleviler son dönemlerde daha sik dile getirmektedir. Alevi hareketi bu sürecin önemli dinamigi olma özelligine sahiptir. Her siyasal kesim bir tür cemaat duygusuyla kendi aidiyetine göre siyasi tanimlamalara giderken, Alevi hareketi tüm toplumsal kesimleri kucaklayacak 'Farkli Ama Birlikteyiz' mesajini veren siyasi projenin yaratilmasina en önemli katkiyi sunacak ve yaratacak durumdadir. Yani Alevileri siyasetin 'talisi', 'yedegi' ya da 'oy deposu' olarak görenlere karsi, cevap olarak sol ve sosyal demokrat kimlikli siyasi bir seçenek yaratacagini ya da yaratilmasina katki sunacagini düsünüyorum.
Küçük olsun benim olsun
Bölünme ve seriat tehdidinin/korkulari nin Alevi toplumunun siyasal davranislari üzerindeki etkisinde bir degisim görüyor musunuz?
Bunun tabii ki etkisi vardir. Çünkü tehdit sahicidir ve vardir. Küresel kapitalizmin isbirlikçisi AKP, Türkiye için bir tehdittir. Dini siyasete alet eden, siyasal Islamci ve Büyük Ortadogu projesinin savunucusu AKP, Türkiye halklari için tehdittir. Son 7 yildir ucunda neyin çikacagi belli olmayan karanlik ve gerici bir siyasi tünelin içindeyiz. Bir yandan 'hazir ol' ve diger yandan 'mürit ol' komutlari ile karanlik bir korku tüneline tikilmis durumdayiz. CHP, MHP ve AKP gibi statüko partileri sayesinde, toplum siyasetin disina itilmis durumda. Oysa tüm toplumsal kesimlerin ve ülkemizin 'rahat ol' durumuna geçmesi gerekir. Bunun için hepimizin, siyasi bencilliklerimizden ve ben merkezcilikten kurtulup yeni sol seçenegin yaratilmasina yardimci olmak gerekiyor. Toplumdan ve demokrasiden arindirilmis siyaset kültürünü degistirmek, siyaseti asli sahiplerine kavusturmak lazim. Bu seçenegi yaratirken, toplumsal bellege bulastirilan resmi korkuya, gurura ve dini referanslara dayali ideolojik virüslere karsi, demokrasinin, katilimciligin ve esitligin ilkeleri ile tedavi önermek gerekir.
Bu nedenle basta Aleviler olmak üzere, tüm demokrasi sevdalisi sol vicdanlar, korku yaratanlarla, korkuluklar arasina sikismadan, tercihini üçüncü bir Türkiye projesini olusturacak yeni bir sol siyasi kültürden yana açik ve net bir sekilde koymalidir. Gericilik, düzenbazlik, otoriter ve elitçi yaklasimlardan beslenen dinci ve etnik eksenli siyaseti asan bir evrensel sol-sosyal demokrat degerler üzerinden olusacak yeni siyasi adrese ve kültüre ihtiyaç vardir. Solun diger renkleri ise 'küçük olsun benim olsun' duygusundan kurtulup, bu projenin yaratilmasina soyunmalidir.
Hazirlayan: Ayhan BILGEN
|
|
|
İRENE MELİKOFF
BEKTAŞİ-KIZILBAŞ (ALEVİ) BÖLÜNMESİ VE NETİCELERİ
Bektaşiliği belirtmeye çalışırsak, Bektaşilik her şeyden evvel bir Türk halk dini olduğunu söyleyebiliriz. XIII. Asırdan itibaren Anadolu'da gelişmeye başladı. Sonraki asırlar boyunca bağdaştırmacı yapısında bazı yabancı unsurlar yer aldıysa da, Bektaşiliği Türk kökenlerinden ayırmak mümkün değildir. Bektaşilik, Hacı Bektaş Velinin etrafında belirginleşmiş bir öğretidir. Hacı Bektaş ise, efsaneleşmiş büyüleyici bir kişidir. Keramet sahibi ve mucize yaratan bir kişi gibi görünüyor. Öyle olduğu için, onu Şii'lerin sekizinci İmamına, dolayısıyla da soyunu Peygambere kadar çıkarmak mümkündür. Fakat, bu eklentiler asırlar boyunca meydana gelmiştir. Gerçeklikte ise, Hacı Bektaş doğduğu ortamdan, yani Orta Asya'dan gelen ve Anadolu'ya göç eden Türkmen boylarından ayırmak imkansızdır. Bununla birlikte, Hacı Bektaş'ın şöhreti ilk önce aynı soydan gelen ilk Osmanlı Sultanları'nın kendisine gösterdikleri ilgiye bağlıdır. Bektaşilik, Anadolu'da gelişmesine rağmen, onun kökenleri daha eski zamanlara dayanıyor. Halk geleneğine göre, Hacı Bektaş, Orta Asya Velisi Ahmet Yesevi'nin müridi olmuştur. Bu ise gerçeğe aykırıdır. Çünkü Ahmed Yesevi'yi, Hacı Bektaş'tan bir asır evvel, yani XII. yüzyılda, Yesi'de, şimdiki adıyla Türkistan'da - Kazakistan'da yaşamış ve oradaki Türkmen boylarına İslam dinini öğretmiş bir kişi olarak biliyoruz. Ahmed Yesevi, Buhara gibi İslam kültürünü yaygınlaştıran meşhur bir kültür merkezinde okumuş, Hanefi uleması olan Şeyh Yusuf Hamadani'nin müridi olmuştur. Fakat buna rağmen, yurttaşları olan göçmen Türkmenleri arasında yaşamayı tercih etmiş ve onlara İslam’ı yaymıştır. Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş arasında tarihsel bağlar olmamasına rağmen, yine de, Hacı Bektaş’ın, Anadolu'da Ahmet Yesevi’nin orta Asya'daki rolünü devam ettirdiğini söyleyebiliriz. Gerçekten de Hacı Bektaş, Anadolu’ya göç eden Türkmen boylarına İslam dinini yaymaya çalışmıştır. Ahmet Yesevi gibi, bu dini, göç eden kavimlerin anlayışı ve geleneklerine uyarlamaya çalışmıştır. O nedenle, Bektaşiliğin manevi kökenlerini orta Asya'ya kadar götürmek mümkündür. Ve Bektaşilik bir dereceye kadar Ahmet Yesevi öğretisinin devamı olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte, din kavramı canlı bir öğe olması nedeniyle, yeni bir ortamda farklı gelişmelere ve farklı değişikliklere uğrayacaktır. Az veya çok, yerleştiği ortamın etkilerine uyacaktır. Böylece, süreç içinde, Bektaşilik bir dini senkretizm, yani bir bağdaştırmacılık şeklini alacaktır. Bağdaştırmacılık, dışarıdan gelen yeni öğelere de açık olacaktır. Bir taraftan, yerleştiği yeni ortamdan gelen inançlar ve gelenekler, diğer yandan tarihi ve toplumsal olaylara ait etkiler iz bırakacaktır. Bu savımıza örnek olarak, Ahi teşkilatının veya Hurufîlik gibi dışardan gelen inançların etkilerini gösterebiliriz. Aynı şekilde, özellikle Anadolu tarihinde önemli bir yeri olan Türk-Safavi çatışmalarının sonucu ortaya çıkan Kızılbaş hareketini de örnek gösterebiliriz. Bu son olay, kesin bir sonuç ortaya çıkardı. XVI. yüzyıldan sonra, Bektaşi hareketinde bir bölünmeyi görüyoruz. Başlangıçta, Anadolu halk dini gibi görünen bu hareket ikiye bölündü: Bir taraftan Bektaşilik, diğer yandan Kızılbaşlık. Oldukça yakın bir zamanda, yani son asrın başında, Kızılbaşlık ismi yerine Alevilik sıfatı kullanılmaya başlandı. Bu genel bir girişten sonra, her tebliğimde belirttiğim neticeleri tekrarlamaya mecburum. Zira araştırdığım konu, hep aynı konudur. Ve gerçeği değiştirmek olanaklı değildir. Tekrarlamalar olmasına rağmen, yine de her seferinde çıkardığım sonuçlara, yeni öğeler eklemek zorundayım. Çünkü konuyu derinden inceleyince, her seferinde, o ana kadar keşf edilmeyen yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor. Şüphesiz konunun özü değişmiyor, ancak ayrıntılar bu öze yeni zenginlikler kazandırıyor. Hacı Bektaş, bilindiği gibi XIII. yüzyılda, Baba İlyas'ın izinde ortaya çıkıyor. Baba İlyas, ünlü Baba-i İsyanlarının lideridir. Tarihi kaynaklar onun hakkında kesin bilgiler vermektedirler. XIV. yüzyıl tarihçesi Elvan Çelebi ve XV. yüzyıl tarihçesi Aşık Paşazade, her ikisi, Hacı Bektaşı, Baba İlyas'ın müridi olduğunu yazmaktadırlar. Şeyh Eflaki de ayın bilgileri aktarmaktadır. Baba İlyas ve taraftarları, 1230 civarında "Horasan"dan, yani Orta Asya'dan Anadolu'ya gelmişlerdir. Baba İlyas'ı inceleyen ünlü Fransız tarihçisi Claude Cahen, Baba İlyas ve taraflarının belki de Harezmilerle birlikte, Moğollardan kaçıp Anadolu'ya geldiklerini düşünüyordu. Bu sav doğru olabilir. Bu tespitten hareketle, onların Mevaraun nehri yöresinden, yani Ahmet Yesevi'nin yaşadığı bölgeden gelmiş olabilecekleri sonucunu çıkarabiliriz. Öyleyse, Hacı Bektaşı, Ahmet Yesevi'ye bağlamak yanlış olmayacaktır. O zaman da, halk gelenekleri, belirli ölçülerde, haklılık payı kazanacaklardır. Hacı Bektaş Baba-i isyanlarına iştirak etmiştir. Kardeşi Mintaç ise bu olaylarda şehit olmuştur. Fakat tarihi kaynaklar, Hacı Bektaş'ın bu isyanların son bölümüne ve Malya'daki savaşa kesin olarak katılmadığını göstermektedirler. Hacı Bektaş, bir müddet saklı kaldıktan sonra, Suluca Karaöyük'te bugünkü adıyla Hacı Bektaş kasabasında ortaya çıkmış ve orada Çepni bir boy arasında yaşamıştır. Bir derviş hayatını sürdürmüştür. Kendisi Çepni olmadığı için, Vilayetnamesinde bazı çatışmalardan bahsedilmektedir. Sözü edilen Çepni boyu, onu kabul etmiş ve benimsemiştir. Hacı Bektaş bir aziz gibi yaşamış ve keramet sahibi olduğu söylenir. Saygı ve sevgiye layık bir veli olmuştur. Etrafında çok taraftarı olmasına rağmen, Hacı Bektaş mürit edinmeye çalışmamıştır. Bu gerçeği, Aşıkpaşazade'nin yazdığı Tarih eserlerinden biliyoruz. Hacı Bektaş, kerametlerini bir kadına Kadıncık Ana'ya aktarmıştır. Kadıncık Ana, Aşıkpaşazade'ye göre, onun evlatlık kızıdır, Vilayetname'ye göre de manevi karısıdır. Ama, ne olursa olsun, Kadıncık Ana bir Bacıyan'i Rum’dur. Bacıyan'i Rum, o zaman ki dört toplumsal sınıflardan biriydi. Ve bir kadın teşkilatıydı. Kadıncık Ana, bu toplumsal yapının önemli bir şahsiyetiydi. Kadıncık Ana, XIV. asırda yaşamıştır. O devir, Osmanlı İmparatorluğunun büyük zaferleri dönemidir. Bir çok Bektaşi dervişi, ilk Osmanlı Sultanlarının zaferlerine katılmış, kimileri gazi olmuşlardır. Abdal Musa, bu derviş-gaziler arasındadır. Osmanlıların soyu, bilindiği gibi, Oğuzlardan gelmektedir. Kayı boyundandırlar. O sırada, Anadolu'da gelişen batın'i dervişlerin bir çoğu aynı soydan gelmekteydiler. Örneğin, Çepniler, Kayılar gibi Oğuz soyundandırlar. İlk Sultanlar döneminde, Abdal dervişler ve Osmanlılar arasında sıkı bağlar vardı. XIV. ve XV. yüz yıllarda, ilk Osmanlı İmparatorluğu yapısında dört toplumsal sınıf vard;. Gaziyan’i Rum, Ahıyan’i Rum, Abdalan’i Rum ve Bacıyan’i Rum. / Büyük zaferler döneminde, Osmanlı ordusunda derviş olan gazilede vardı. Bu dervişler, Abdal olan unvanlarına, Gazi Unvanı eklemekten gurur duyarlardı. Böylece gazi olan Abdallar Trakya ve Balkanların fetihlerine iştirak etmişlerdir. Bunların arasında yukarda da işaret ettiğimiz gibi, Abdal Musa, Geyikli Baba, daha sonraları Gül Baba ve benzerlerini sayabiliriz. Hacı Bektaş'ın şöhreti, Osmanlılar arasında büyük olması gerekir. Çünkü Yeni Çeri ordusu kurulduğu zaman, Yeniçeriler, Pirleri için Hacı Bektaş'ı seçtiler. Oruç’a göre Sultan Orhan'ın kardeşi Ali Paşa, meşayık yolunu tutmuş, derviş olmuştur. Kardeşine, Yeniçeri ordusunun himayesi için Horasanlı Hacı Bektaş'ı tavsiye etmiştir. Bu himaye ancak manevi olabilirdi, çünkü Hacı Bektaş, ananeye göre, 1271 yılı civarında vefat etmiştir. Bu, Osmanlı Sultanlarının Bektaşi tarikatına olan teveccühünü kanıtlamaktadır. Bu teveccühün sayesinde, İmparatorluğun ilk yıllarında, Bektaşi tarikatının üstün bir yeri olduğu görülmektedir. Bektaşilerin şöhreti ve başarıları, Osmanlıların desteklerinden geldi. Onların sayesinde, Bektaşilik en önemli halk tarikatı oldu. Tabii olarak, o zaman Şii ve aşırı Şii inançlar henüz Bektaşilik öğretisine girmemişlerdi. Bu aykırı inançlar, daha sonra, Bektaşiliğin içine Hurufîlik sokulduğu zaman ve özellikle, ilk safavilerin, örneğin Cüneyd, Haydar ve Şah İsmail propagandalarının sonucu ortaya çıktılar. Ömer Lütfi Barkan, "Kolonizatör dervişleri" adlı ünlü eserinde, ilk Osmanlı Sultanlarının, dervişleri nasıl kullandıklarını göstermektedir. Bu dervişlere, feth edilen yerlerde topraklar verildi. Dervişler yerleşik olmuş, zaviye ve tekke kurmuşlardır. İslam dinini ve Türk medeniyetini buralara yaymışlardır. Bu yüzden, Trakya'da ve Balkanlarda Bektaşilik tarikatı çok gelişti. Hacı Bektaş'ın ismi Rumeli'de derin izler bıraktı. Trakya'daki en mühim Bektaşi tekkelerinden biri, Edirne civarında, Kızıl Deli Tekkesiydi. Şimdiki Bulgaristan'ın Deli Orman bölgesinde, Demir Baba tekkesi Otmçin Baba, Akyazılı Baba tekkesi ve saire. Bu saydığımız tekkelerin ayrı bir özelliği vardır, ancak bu, yazının konusu dışındadır. Bektaşiliği incelemek için, nefesler çok önemli ve ciddi bir kaynaktır. Bazı nefeslerde, Hacı Bektaş'ın ismi Rumeli'nin fethi ile bağlı görünüyor. Sizlere iki örnek sunacağım. Her ikisi de Kul Himmet'in nefesleridir. Kul Himmet XVI. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Pir Sultan'ın yakını olduğu söyleniyor. Çok tanınmış bu nefesinde Kul Himmet'ten anlamlı mısraları buluyoruz; "Seher vakti Şah kervanı gidiyor, Anun katarından ayırma bizi..." "Urunu inşad eden Bektaş'i Veli, Anun katarından ayrıma bizi..." (İsmail Uzunlu, Antoloji, II, 349-350) Ayın'i Cem'de bu mısra, bazen şöyle söylenmektedir: "Urum'u fetih etti Bektaş'i Veli" Başka bir nefesinde; "Hacı Bektaş tekkesine gireli, Dervişleri gül göründü gözüme" Yine Kul Himmet diyor ki; "Hacı Bektaş vatan tutmuş Urumdan" (Antoloji, II, 334-335) Bu iki misalde, Hacı Bektaş, ya Rum'u feth etmiş gibi, veya irşad etmiş gibi görünüyor. Şimdiye kadar soruna genel olarak baktık. Bektaşilik ve Alevilik daha doğrusu Kızılbaşlık aynı kökten gelen bir olgudur. İkisi, başlangıçta halk diniydiler. Fakat zamanla, bilhassa XVI. yüz yıldan itibaren bölünmeler oldu ve iki farklı toplum oluştu. Bir yandan, yerleşik olan, tekkeye bağlı ve az çok örgütlenmiş Bektaşiler, diğer yandan, köylerde veya kırlarda oturan ve en eski zamanlardan beri dinleri batini olan Kızılbaş denilen toplumlar. Bu Kızılbaş toplumların, Osmanlı belgelerinde, doğrudan doğruya belirgin bir isimi bile yoktu. Onlara ZINDIK, RAFİZİ, MÜLHİP gibi kötüleyici adlar veriliyordu. Sonra onları kökenbilim bakımından yanlış olan "Alevi" sözcüğüyle adlandırmaya başladılar. Kızılbaş ismi Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar (1460-1488) zamanında belirmiştir. Doğu Anadolu ve Azerbaycan Türkmen aşiretlerinden gelen, Safavi taraftarlarına Kızılbaş deniliyordu. Sebebi, başlarına taktıkları kızıl külahlardan kaynaklanıyor. Bu 12 yönlü Külaha Tac'i Haydar derlerdi. Kızılbaş denilen toplumlar bir çok isyan hareketlerine karıştıkları için, Kızılbaş kelimesi Osmanlı belgelerinde kötüleyici bir anlamla yüklenmiş, o nedenle, oldukça yeni bir geçmişte Kızılbaş yerine Alevi sözcüğü kullanılmaya başlanmıştır. Ali'ye aşırı bir sevgi, hatta tapınmaya kadar giden bir sevgi gösterdikleri için, onlara "Alevi" derlerdi. İran'da ise Ali'ye tapanlara "Ali-İlahi" denir. Alevi ise, Ali soyundan gelen, yani Seyyit olanlara denilir. Yukarda değindiğimiz gibi, bu sözcük kökenbilim açısından yanlıştır. Dana önce de açıkladığımız gibi, Trakya da ve Balkan ülkelerinde, özellikle Arnavud elinde, Bektaşiliğin etkisi çok büyüktü. Hatta, II. Sultan Abdülhamit döneminde Arnavud elinde, Bektaşilik resmi din olarak önerilmiş, ancak Sultan Abdülhamid doğal olarak ve şiddetli bir şekilde, buna karşı çıkmıştır. Trakya ve Balkanlar, Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğinde kaldığı dönem içinde, Bektaşilik, Alevilikten daha üstün bir konum elde etmiştir. Kimi Jön Türkler Bektaşi oldukları için, Bektaşiler ülkenin aydınları ve ilericileri arasında yer almışlardır. Sözü edilen ülkelerin Türkiye'den bağımsız olmalarından sonra, Alevilik, Bektaşilikten daha önemli bir konum kazandı. Günümüzde, Alevilik öne çıkmıştır. Bektaşilik arka plana itilmiştir. Öyle de olsa, unutmamalıyız ki, Bektaşilik ve Alevilik öz olarak aynı olgudur. Onları birbirlerinden ayırmak olanaklı değildir.
|
|
|
HER AĞACIN KURDU KENDİNDEN OLUR!
ALİ YILDIRIM
Cuma sabahı Ceyhun'un (Alevionline editörü) uyarısı üzerine Alevionline. com'da Turan'ın yazısın okudum. Bilgisayarı kapatıp şöyle bir düşündüm. Ben bu sözleri hak ediyor muyum diye sordum kendime? Yanıt vermem gerekir mi dedim? Tepkimin durulması için geçip cd çalardan Ruhi Su'nun “benim kabem insandır” deyişini defalarca dinledim. Sonra dönüp yazıyı bir kez daha okudum. Vardığım sonuçlardan biri şudur: Alevilerin dışarıdan düşman aramalarına gerek yoktur. Evet düşman lafı ağır bir söz, yazarken de benim hoşuma gitmedi, ama bu bir deyim ve bütün örneklerin süzme ifadesi.
Turan Eser'in Hüseyin Gazi şenliklerine ilişkin değerlendirmesi “CHP eleştirisi ve bir alternatif arayışı” yaklaşımı ile sınırlı kalsa idi cevap vermek gerekmezdi, arkadaşın düşüncesi böyle der geçerdim. Ama yazı sözde CHP eleştirisi üzerinden bir Ali Yıldırım infazına dönüşünce, hele de bu infaz iftira ve yalanlar üzerine kurulunca Turan'a olmasa da okurlara bazı notlar iletmek zorunlu hale geldi. Doğal olarak burada yalnızca yalan ve iftiraları deşifre edilecektir. Siyaseten söyledikleri ise zaten yalnızca kendini ilgilendirmektedir ve bizim açımızdan bir değer ifade etmez.
EN CANIMI ACITAN İFTİRA
En canımı acıtan iftiradan başlamak istiyorum. Bir insan karşısındakini mat etmek, etkisiz kılmak için her türlü yolu mübah olarak görebilir mi? Hele hele bir Alevi yani “diline sahip olması gereken” bir insan nasıl utanmadan yalan uydurup iftira atabilir. Bakın arkadaş ne yazıyor:” Burada ilginç bir detayı ıskalarsak, aynı zamanda Avukat olan Ali Yıldırım'ın Sivas davasına ilgisini atlamış oluruz. O detay ise, Av. Ali Yıldırım, Sivas davasının avukatı bile olmamıştır.”
Yani ben avukatlık yapabilecek durumda olmama rağmen avukatlık yapmamışım, Sivas davasında yer almaktan uzak durmuşum! Muhatabını alt etmek için yalanlar uydurarak bu kadar insanların manevi duyguları,hele Sivas gibi Alevilerin kanayan bir yarası istismar edilebilir mi?
Ali Yıldırım Sivas davasının görülmeye başlandığı tarihte devlet memuru olarak görev yapmaktaydı. Ve dolayısıyla avukatlık yapamazdı. Turana tiyo veren akıl hocaları da bu durumu bilirler. Ali Yıldırım'ın Sivas Davasında memur olmasından dolayı avukatlık yapamadığını bilmemeleri mümkün değildir. Bu gözü dönmüşlük, bu kin ve nefretin kaynağı nedir?
Ali'yi yıpratmak için her yol mübah olarak görülebilir. Sivas istismar edilebilir mi? Bilerek isteyerek yalan söylemek ve yalan uydurmak ve bunu muhatabının bir eksikliği, tartışmada bir üstünlük kozu olarak kullanmak düpedüz terbiyesizliktir, utanmazlıktır ve karşısındakine kin ve nefretle bakmaktır.
ABANT TAVRI ALEVİLERİN YÜREĞİNİNDE YER ETMİŞTİR
ABAN TAVRI ONURDUR
Mart 2007 tarihinde Abant Platformu Alevilik başlıklı bir sempozyum düzenledi ve ben de bu toplantıya konuşmacı katıldım. Toplantıda İslamcıların ve resmi çevrelerin Aleviliğe dair görüşlerini kıyasıya eleştirdim. Toplantının ilk günü yaptığım bu konuşma Alevilerin Sesi dergisinde “Abant Abant Olalı!” başlığı ile yayınlandı. Diğer yandan bu toplantıda aleviler adına ahkam kesen bir sonuç bildirgesinin yayınlanmasına da engel olmayı başardık.
Sivas davasını istismardan geri durmayan Turan Eser bu toplantıya katılmamı ve yaptığım konuşmayı eleştiriyor. Ama yine bir iftira ile ağzındaki asıl baklayı çıkarıyor ve benim fettullahçılarla muhabbetim olduğunu ima ediyor. Bu düpedüz utanmazlık değil de nedir? Benim Abant tavrımdan yol ve ilkelere her şart altında sahip çıkmanın Aleviler açısından ne kadar önemli olduğunu tüm Dünya gördü. Aleviler gördü ve alkışladılar.
Gücüne, kimliğine, kişiliğine, fikirlerine güveniyorsan her ortamda başın dik bir biçimde doğrularını dile getirirsin!
Yok eğer kendine güvenmiyorsan, bukalemun gibi ortama uyuyor ve oradan rant elde edeceğini düşünüyorsan gizlenirsin ve ışığa çıkmaktan sakınırsın…
ANKARA'NIN BÜYÜK ALEVİ BUŞMASI
Gelelim Turanın üçüncü yalanına! Hüseyin Gazi Şenlikleri 11 yıldır yapılıyor. Ankara'nın bu tek Alevi-Bektaşi doğal inanç merkezini Alevi toplumuna kazandırmak için verdiğimiz mücadeleyi anlatacak değilim. Şenlikler de Hüseyin Gazi Dergahının Alevi kimliğini kazımanın bir parçası. Diğer bir parçası orada inşa ettiğimiz ve her hafta sonu düzenli olarak cem yapılan cemevi.
Hüseyin Gazi Şenliklerine her yıl binlerce insan katılıyor. Her yıl siyasiler geliyor, her yıl Alevi-Bektaşi örgüt yöneticileri baş konuk olarak yer alıyor.
Turan Eser yine gerçekleri çarpıtmak işine girişiyor. Alevi örgütleri çağrılmadı diyor. Konuşturulmadı diyor. Bu açık yalanı söylemekle ne kazanacağını sanıyor. 14 Eylül günü Alevi Bektaşi örgüt temsilcilerinin şenlikte olduğunu, bu temsilcilerin konuştuğunu televizyonlarda görmemesi mümkün mü? Ama Ali Yıldırım'a saldırmak için gerçekliğe gözünü kapıyor.
Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Av. Fevzi Gümüş şenlikte Hüseyin Gazi Derneği başkanının Gülag Öz'ün açış konuşmasından sonra Alevi-Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Derneği adına ikinci konuşmacı olarak kürsüye çıkmıştır. Kuşkusuz Turan Gümüşle, Pir Sultanla, Alevi Bektaşi Federasyonuyla kavgalı olduğu için bu konuşmayı yok sayabileceğini sanmaktadır. Ama o konuşma yapılmıştır, alkışlanmıştır ve kayıtlardadır.
O gün şenlikte ABF Örgütlenme sekreteri Mustafa Özarslan, ABF Genel Saymanı Köksal Yıldırım, Karaca Ahmet Derneği Başkanı Muharrem Ercan, Ankara Cemevleri yaptırma Derneği Başkanı Mehmet Uzuner, Divriğililer Derneği Başkanı Ali Yılmaz, Çorum-Der Başkanı A. Haydar Şahin, Ozan Der Başkanı Sinemi ve daha adını sayamadığım birçok canımızın varlığı yok sayılarak kim ne kazanabilir? Yine şenliğe AABK Genel Başkanının, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanının, Hacı Bektaş Dernekleri Genel Başkanının da davetli olduğunu Turan bilmiyor olabilir mi?
ALİ YILDIRIM KANKİLERİ
Turan yalnız bana saldırmakla kalmıyor, başta Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Derneği yöneticileri olmak üzere Aleviliğe dair ortak düşünceleri paylaştığız arkadaşlara da saldırıyor ve onları “kanki” ilan ediyor.
Bizlere “Zavallı” diyerek hakaret ediyor!
Ne edep değil mi?
Kimmiş Ali Yıldırım kankileri, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel başkanı Ali Balkız, ABF Genel Sekreteri Av. Kazım Genç, Pir Sultan Genel Başkanı Av.Fevzi Gümüş, Divriğililer Derneği başkanı Av.Ali Yılmaz…
Neymiş suçumuz CHP Genel Merkez'inde düzenlenen geleneksel aşure törenine katılmışız! Kime biat etmişiz, hangi ilkemizden ödün vermişiz? Turan'a göre bu soru gereksiz, aşure düzenleyen CHP ise suçlamak için bu yeterli.
Peki sözgelimi 22 Temmuz seçimlerinde oylarının % 90'ını CHP'ye kullanan Alevilere ne diyecek Turan… Kuşkusuz en az onlar da Ali Yıldırım ve kankileri kadar suçludur!
Onurlu duruş, dik duruş gidilen yerle katılan toplantıyla ilgili olmaktan çok gidenin katılanın kimliğiyle kişiliğiyle, ordaki tavırlarıyla ilgili değil midir?
ALEVİLERE SİYASET YASAĞI MI VAR
Turan'ın bir başka saldırı konusunu da “Ali Yıldırım'ın belediye başkanı adayı olduğu” iddiası oluşturuyor. Sistemin Alevilere yönelik bir siyaset yasağı olduğu biliniyor! Turanın siyaset yasağı koyduğunu ise bu yazıyla haberdar öğreniyoruz.
Alevi kökenli insanlar siyaset yapmayacak mı, milletvekili- belediye başkanı vs. adayı olmayacak mı?
Turan'ın bilmediği bir şeyi ben açıklayım, benim bütün siyasi faaliyetlerim en üst örgütümüzün bilgisi dahilindedir ve Alevilerin kırmızı çizgileriyle örtüşen bir çizgi üzerindedir.
Turan kendi kafasındaki düşünceleri, geliştirmeyi hayal ettiği projeleri tüm Alevilere giydirmek istiyor olabilir. Ama onun kafası somut hayatı pek ilgilendirmiyor. Kendi projeleri doğru, onun dışındakilerin arayışları yanlış. Ne güzel değil mi!
Turan gibi hiçbir örgütsel sorumluluğu olmayan, sırtında yumurta küfesi taşımayan arkadaşların işleri doğrusu çok kolay, ona göre sloganlar her şeyi çözüyor.
Oya Alevi toplumunun gerek inançsal olarak gerek hayata dair ciddi sorunları var. Ve hemen yarın hayatlarında bir değişim, bir iyileşme olsun istiyorlar. Bir şeyi başarmak, umutlanmak istiyorlar. Ham hayaller peşinde koşmak değil.
HÜSEYİN GAZİ KONUŞMAMDA NE SÖYLEDİM
Turan benim konuşmamda eğilip büküldüğümü, ilkelerden taviz verdiğimi, aday olmak için birilerine yağ çektiğim iftirasında bulunuyor.
Konuşmam kayıtlıdır. O konuşma alandaki binlerce insan tarafından takdirle karşılanmışıtr. O konuşmayı TV de izleyen Türkiye'nin değişik yerlerinde yaşayan insanlardan onlarca kutlama telefonu aldım. Turan dışında bir insan da çıkıp olumsuz bir söz söylemedi.
Çünkü o konuşma Alevilerin temel sorunlarına dikkat çekiyor ve muhatap AKP karanlığından bir an önce kurtulmamız gereğine işaret ediyordu:
Cemevleri konusuna değindim, cemevlerini ibadethane saymamanın vicdansızlık olduğunu ifade ettim.
Zorunlu din dersleri konusuna değindim ve bunun çocuklara yönelik bir işkence olduğunu dile getirdim, iktidarın AİHM ve Danıştay kararlarını uygulamadığını, bunun da bir vicdansızlık olduğunu vurguladım.
2 Temmuz katliamının yaşandığı Madımak Oteline AKP belediyesinin et lokantası olarak faaliyet göstermek üzere ruhsat verdiğini, bunun da bir vicdansızlık olduğunu söyleyerek, CHP'nin Madımak'ın müze olması yönünde kanun teklifi vermiş olmasının önemine değindim.
Alevilerin kırmızı çizgilerini dile getirdim. Alevilerin laiklik, cumhuriyet, demokrasi değerlerinden asla vazgeçmeyeceğini, taviz vermeyeceklerini, çünkü Alevilerin bu ilkelere yaşamsal değer atfettiklerinin altını çizdim.
Laikliği özellikle vurguladım. AKP yalakalarının, tatlı su aydınlarının laiklik de neymiş, laiklik karın doyurmaz yaklaşımının ne kadar vahim olduğunu belirtmek için, belki laiklik karın doyurmaz ama laiklik insanları bir başkasının ihsanına muhtaç olmaksızın barış ve kardeşlik içerisinde yaşatan bir ilkedir vurgusunu yaptım. Benim gibi Türkiye'nin gerçek anlamda laik bir ülke olmadığını ısrarla vurgulayan birine “Türkiye laik kalacaktır” şeklinde söz söylediğim için geri adım atı demek için elbette insafsız olmak gerekir. Bu sözün varolanı kutsamak değil varolan minimuma dahi sahip çıkmak gerektiği anlamına geldiğini anlamamak için herhalde yeminli Ali Yıldırım karşıtı olmak gerekir.
Yaptığım konuşmayı büyük medya kuruluşları “Alevilerden hükümete ağır eleştiri” şeklinde anladı, özetledi ve haberleştirdi. Doğrusu, normali ve makul olanı da bu idi.
ELEŞTİRİ İLERLEMENİN KAYNAĞIDIR
YALAN İSE ÇÜRÜTÜR
Eleştiri iyidir. İlerlemenin kaynağıdır ve yürümek için gereklidir. Eleştirenin varsa dostun var demektir.
Yalan ise insanı çürütür. Alevilikte büyük suçlardan sayılır. İnsan durduk yerde neden yalan söyler? Bu durumda hastalıklı bir vaka var demektir ki yazıktır.
İftira kötülüktür. Üzerine atılanı üzer. Ama asıl olarak dönüp sahibini bulur.
Turan Eser'in yalan ve iftiralarına dair başlıklar yukarıya alınmış ve yanıtlanmıştır. Bu durum elbette Alevi toplumu adına utanç vericidir. Elbette bu duruma en çok sevinenler yeminli alevi düşmanlarıdır, yesinler birbirlerini diyerek ellerini ovuşturanlardır.
Ama maalesef “her ağacın kurdu kendinden olur”.
www.yildirimali. org Ali YILDIRIM e mail: aleviyol@yahoo. com Tel: 0536 4744679 Ankara
|
|
|
|
|
Görgü cemi
|
Görgü cemi,ikrar tazelemek,bu yolla tövbe etmek ve ruhsal acidan temizlenmek icin yapilan cemdir. Genellikle musahipliler,daha önce görülmüs olanlar ve görülmeye talip olanlar girebilir. Cem töreni genellikle kis aylarinda gerceklestirilir.c u m a aksamlari yapilmasi kuraldandir. Her alevi yilda bir kez görgüden gecer;hal ve durumunun sorgulamasini yapar;ikrarini tazeler ve topluma hesap verir. Cemin en önemli özelliklerinden biri barisi,kardesligi ve birligi saglamasidir.Sikayetci olanlar,cemde bulunan canlar tarafindan sikayetlerinde hakli görülürse,sikayet ettiklerini razi etmek durumundadirlar.Kimse kimseyle küs ,dargin ve kavgali kalamaz.Birilerinin hakki gectiyse yada baskalarinin hakki kendilerinde kaldiysa hesaplasmak ve halallik almak zorundadirlar. Aralarinda baris ve kardeslik saglanmadikca görgüleri yapilmaz.Eger borclari varsa ,görgüden önce bu borclarini ödemekle yükümlüdürler. Yillik görgüden gecen talipler,ayni zamanda daha önce yaptiklari hatalari tekrarlamamaya da söz verirler.Ancak görgüden gecmekle talip,manevi olarak temizlenmis olur.Bu saglanmadikca,yani görgüden-sorgudan gecerek temizlenmedikce o talibin kurban lokmasi yenmez.
__________________
YARMISIN? ÖYLEYSE YOLUN YOLUMDUR! BASIMI KOYARIM YOLUNA! BASINI DA YOLUMDA ISTERIM UNUTMA
|
|
|
muherrem ayı orucunun anlamı nedir
alevi_can
MUHARREM ORUCUNUN ANLAMI NEDİR? Kurban Bayramı Hicri Takvim'e göre Zilhicce ayının 10. günü başlar. Kurban Bayramının 1'nci gününden başlayarak 20 gün sayılır. 20'nci günün akşamı Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç başlar. Muharrem Orucundan önce 3 günlük MASUM-U PAK ORUCU tutulur. Bu oruç Küfe'de şehit düşen Müslüm Bin Akıyl ile çoçukları ibrahim ve Muhammet için tutulur. Müslüm, imam Hüseyin'in amcasının oğlu ibrahim ile Muhammet ise amcasının torunlarıdır. 3 günlük Masum-u Pak ve 12 günlük Muharrem Orucu olmak üzere toplam 15 gün oruç tutulduktan sonra Muharrem Ayının 13'ncü günü kurbanları tığlanır ve AŞURE dağıtılır. Kurban imam Ali Zeynel Abidin'in Kerbela Katliamından kurtuluşundan duyulan sevinci belirtir. Muharrem Ayında eğlence yapılmaz, bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, düğün-nişan-sünnet törenleri yapılmaz, karı koca ilişkileri kesilir, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela şehitleri'nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez, eğlence yerlerine gidilmez, saç ve sakal traşı olunmaz. Günümüzde bunların bir bölümü uygulanamamaktadır. Örneğin, sakal traşı olmamak gibi... Su saf olarak içilmemektedir. Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay-kahve-meşrubat-meyve suyu-ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır. Alevi inancı şekilciliğe takılıp kalmayı değil, özü benimser. Aklın ve ilmin yolundan ayrılmaz. Önemli olan imam Hüseyin'in ve diğer Kerbela şehitleri'nin çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktır. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi yaşayıp, onlar gibi inanmaktır. Zalime karşı çıkıp, mazlumdan yana olmaktır. Eline-diline-beline sadık olup insanca ve onurluca yaşamaktır. Onlara layık olmaktır. Ölmeden önce ölmek, öldükten sonra yaşamaktır. Yaşayan ölü olmamaktır. Yarın onlar'ın huzuruna alnı açık yüzü pak çıkmaktır. Onlar'ın bıraktığı onurlu mirasa sahip çıkmaktır. Belirlenmiş bir iftar vakti'de yoktur. Akşam olup güneş batınca, karanlık gözle görünce oruç açılır. Gece sahura kalkma uygulaması Muharrem Orucu'nda yoktur. Oruç tutulmadan önce (yatmadan önce) şöyle niyet edilir. Niyetten sonra Muharrem Orucu başlar. BiSMi ŞAH. ALLAH ALLAH. ERENLERiN HiKMETiNE. ER HAK MUHAMMET-ALi AŞKINA. iMAM HÜSEYiN EFENDiMiZiN SUSUZLUK ORUCU NiYETiNE. KERBELA ŞEHiTLERi'NiN TEMiZ RUHLARINA MATEM ORUCU NiYETi iLE HZ. FATMA ANAMIZIN ŞEFAATiNE. 12 iMAM, 14 MASUM-U PAK EFENDiLERiMiZiN ŞEVKiNE, 17 KEMERBESTLER HÜRMETiNE HAZIR-GAYiP GEÇEK ERENLERiN YÜCE HÜMMETLERi ÜZERiMiZDE HAZIR VE NAZIR OLA. LANET MÜNKiRE. LANET YEZiD'E. RAHMET MÜMiN'E ALLAH EYVALLAH. HÜ
|
|
|
BASINA VE KAMUOYUNA
ALEVİLER, “DİYANET'TE TEMSİL EDİLELİM” DEMEDİLER Kİ…
Diyanet'ten sorunlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Sait Yazıcıoğlu'nun, bir günlük gazetenin 16.03.2009 tarihli nüshasında; ‘Aleviler ve Diyanet'e dair söyleşisini okuduk.
Yönetilen sorular üzerine Sayın Bakan; “Aleviler Diyanet'te asla temsil edilemezler;” “Aleviliği kişisel olarak da tanımlayamıyorum, devlet de tanımlayamıyor.” “Şimdi bir sayı söyleyeceğim kıyamet kopacak, o konuda bana takıntıları var. Araştırma yapanlar bu sayının (Alevilerin sayısı) 8-10 milyon arasında olduğunu söylüyor.” Din Dersi'nin “düzgün okutulursa mecburi olunmasını tercih ederim” diyor.
Madımak müze olsun talebimizle ilgili olarak da; “özür dilemeye, işte anıt dikmeye, müze yapmaya kalksak bunların önünü alamayız” diyor ve ekliyor: “yani bunları çagristiracak sembolleri tekrar ortaya koyup da bunları ilelebet devam ettirmek doğru değil. Ama bir yanlış varsa o yanlışı kabulleniriz, o yanlışı düzetme yoluna gidebiliriz.”
Sayın Bakan'ın bu sözlerine bakınca; AKP'nin, 9 Kasım 2008 “Büyük Alevi Yürüyüşü ve Mitingi” sonrası gündemine aldığı “Alevi Açılımı”nın ne anlama geldiğini bir kez daha anlamış bulunuyoruz.
Biz, “Diyanet İşleri Başkanlığı lağv edilsin”, “Zorunlu Din Dersleri Kaldırılsın”, “Alevi Köylerine Cami Yapılma Politikalarından Vazgeçilsin”, “Madımak Müze Olsun” demiştik. Bütün gerekçeleri ve önerilerimizle birlikte. Sn Bakan, önce bunlara; “Uç Fikir” demiş, devam eden günlerde ise, bu nitelemesini geri çekmisti.
Simdi anlaşılıyor ki, Sayın Bakan yeniden “Uç Fikir” konumuna dönmüş bulunuyor. “Asla” diyor, “Aleviler Diyanet'te temsil edilemezler. Zira diğerleri de isterler.”
Oysa biz “Diyanet'te temsil edilelim” demedik ki; tam tersine laiklik ilkesiyle bağdaştıramadığımız için kaldırılmasını istedik.
Alevi sorunu, Alevi Açılımı, Alevilerin Eşit Yurttaşlık Hakkı Talepleri gibi konular tartışılıyor iken, Alevilerin bu ülkede kaç kişi olduklarının ne önemi vardır? 8-10-20-25 milyon değil de, 1 milyon kişiden ibaret bile olsalar, bu onların haklı taleplerini küçültür mü? Hafife alınma, görmezden gelinme sonucunu doğurur mu? Bu durum ne kıyameti kopartır ne de Sayın Bakan'a takıntıyla bakmamıza neden olur. Asl olan devletin devletliliğini, hükümetin hükümetliğini bilmesi ve bu sorunu sulandırmadan, ertelemeden ciddiyetle ele alarak çözmesidir. Yoksa biz yürümekten bıkmayız.
Sayın Bakan Aleviliği tanımlayamamaktan yakınıyor.
Bizce hiç zahmete girmesinler, Aleviler ne ve kim olduklarını çok iyi biliyorlar. Kaldı ki kim olduklarını sorarsanız onlara; “sorma be birader mezhebimizi, biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır.” diye başlarlar söze. Bu tanımı kabul edin yeter.
Sayın Ertuğrul Günay'ın Alevilerden özür dilemesi karşisında; “Sayın Bakan ile keşke aramızda bir görüş birliğine varabilseydik tabii. Herkes bir şey söylemeye kalkarsa…” derken; bu görüş Sayın Günay'ı bağlar demeye getiriyor ki, biz bu tartışmaya girmeyiz. 7 saatlik bir kuşatma sonrası 35 kişi diri diri yakılıyor ise eğer, ve bu katliam güvenlik güçlerinin gözü önünde cereyan ediyorsa; birincil görevi yurttaşlarının can güvenliğini korumak olan devlet, Sivas'ta 2 Temmuz 1993 günü neden bu görevi yapmamıştır, diye sorarız. O sorunun yanıtını alıncaya dek de, Madımak Oteli'nin önünde oluruz.
Ergenekon savcıları, Gazi'leri araştırıyor, Sivas'ı araştıracaklar. Ümit ederiz ki; Çorum'u, Maraş'ı, Kanlı Pazarı, Taksim 1 Mayıs'ı diğer katliamları da araştırırlar. Hükümet'e düşen görev bu karanlık noktaların aydınlatılmasında görevini yapmasıdır. Takıntı ise eğer; “Madımak Müze Olsun” talebine takılmadan.
Sayın Başbakan'ın yerel seçimler sonrası, Anayasa değişikliklerini gündemlerine alacaklarına dair sözlerini unutmadık, kendilerinin de unutmadıklarını varsayarak, Alevi taleplerini de bu kapsamda değerlendirmelerini kamuoyu önünde bir kez daha hükümetten talep ediyoruz.
Genel Başkan
Ali BALKIZ
|
|
|
|
|
|
|
|
Yukarı
|
|
|
|
|
|
|
|